Sayaç

Tüm Yayınlar

Çarşamba, Haziran 21, 2017

Ramazan Bayramı ne zaman, ayın kaçında? 2017 Ramazan Bayramı tatil takvimi!


Ramazan Bayramı planları günler öncesinden başladı. 30 günlük oruç ibadeti sonrasında Ramazan'ı bayram ile uğurlayacak olan vatandaşlar, kısa bir tatil kaçamağı yapmayı planlıyor. Peki, bu yıl Bayram ne zaman, ayın kaçında? Bayram tatili kaç gün olacak? İşte Diyanet İşleri Başkanlığı'nın takvimine göre 2017 Ramazan Bayramı tatil takvimi!

2017 Ramazan Bayramının ne zaman idrak edileceği binlerce vatandaş tarafından en çok sorgulanan konular arasında yer almaya devam ediyor. Ramazan ayının bitmesine artık çok az bir zaman kala birçok vatandaş Ramazan Bayramında tatil yapmanın peşine düştü. Sıcak havaların gelmesiyle birlikte binlerce vatandaş birazda olsa sahil kenarına doğru kaçmak istiyor. Diyanet İşler tarafından Ramazan Bayramının ne zaman olacağı açıklandı. Peki, 2017 Ramazan Bayramı ne zaman? Ramazan Bayramı tatili kaç gün olacak?

RAMAZAN BAYRAMI NE ZAMAN? TATİL KAÇ GÜN OLACAK?

Diyanet İşleri Başkanlığı internet sitesinde yer alan dini günler takvimine göre Ramazan Bayramı, 25 Haziran Pazar günü başlayacak ve üç gün sürecek. Ramazan Bayramı'nın ilk gününün 25 Haziran Pazar gününe denk gelmesi nedeniyle Cuma akşamı mesai bitimi sonrası tatil planı başlamış olacak. Bu şekilde tatil, 4 güne kadar çıkmış olacak.

BAYRAM NAMAZI'NIN ÖNEMİ NEDİR?

Diyanet İşleri Başkanlığı, bayram namazının önemini bir makale ile vurguladı. İşte, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayımladığı o makale;

Bayram sabah erken kalkılmalı, yıkanıp temizlenmeli, güzel kokular sürünmeli, temiz ve yeni elbiseler giyilmelidir.

Ramazan Bayramı’nda, namazdan önce bir şeyler yenir, Kurban Bayramı’nda ise, kurban keseceklerin, kurban etinden yiyinceye kadar bir şey yiyip içmemesi müstehaptır. Peygamberimiz (s.a.s.) böyle yapmıştır. (Tirmizî, “Salât”, 385)

Bayram günü sabah namaz camide kılınır, yapılan vaaz dinlenir, güneşin doğuşundan 50 dakika sonra bayram namaz kılınır. Peygamberimiz Kurban Bayram hutbesinde şöyle buyurmuştur:

“Bu günümüzde yapacağımız ilk iş namaz kılmamızdır. Sonra döner kurban keseriz. Her kim böyle yaparsa, şüphesiz bizim sünnetimize uygun iş yapmış olur.” (Buhârî,“Iydeyn”, 3)

İki rekât olarak kılınan bayram namazları Hanefilere göre vacip, Şafiîlere göre sünnet-i müekkededir. ( irbinî, I,
587)

BAYRAM ZİYARETLERİ NEDEN ÖNEMLİDİR?

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayımladığı bayram ziyaretlerinin önemiyle ilgili makale ise şu sözlerle vurgulanmıştır; Bayram günlerinde anne-babalar başta olmak üzere yakınlar, dostlar, komşular, hastalar ve arkadalar ziyaret etmek, onlarla bayramlaşmak bayramda yapılacak önemli görevler arasında yer alır. Yüce Allah, yakınlarla ilginin kesilmemesini istemekte, aksi davrananlarn cezalandırılacağını bildirmektedir:

“Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’n korunmasn emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte onlar için lânet ve yurdun kötüsü olan cehennem vardır..” (Ra’d, 13/25)

Akraba ve komşulara iyilik etmek ve onlarla iyi geçinmek Rabbimizin tavsiyesidir:

“Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, eliniz altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” ( Nisa, 4/36)

BU YIL DİNİ GÜNLER VE HAFTALAR HANGİ TARİHLERE DENK GELDİ?

- 29 Mart 2017 - Çarşamba Günü | Üç Ayların Başlangıcı
- 27 Mayıs 2017 - Cumartesi Günü | Ramazan'ın Başlangıcı
- 21 Haziran 2017- Çarşamba Günü | Kadir Gecesi
- 24 Haziran 2017- Cumartesi Günü | Arefe
- 25 Haziran 2017– Pazar Günü| Ramazan Bayramı 1. Gün
- 26 Haziran 2017- Pazartesi Günü | Ramazan Bayramı 2. Gün
- 27 Haziran 2017 - Salı Günü | Ramazan Bayramı 3. Gün
- 31 Ağustos 2017- Perşembe Günü | Arefe
- 1 Eylül 2017 - Cuma Günü | Kurban Bayramı 1. Gün
- 2 Eylül 2017 - Cumartesi Günü | Kurban Bayramı 2. Gün
- 3 Eylül 2017 - Pazar Günü | Kurban Bayramı 3. Gün
- 4 Eylül 2017 - Pazartesi Günü | Kurban Bayramı 4. Gün

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Uluslararası Öğrenci Trienali bu yıl yedinci kez düzenleniyor



Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin ilk kez 1997 yılında düzenlediği Uluslararası Öğrenci Trienali, “Geçicilik – Farklar ve Ötesi / Temporality-Differences and Beyond” başlığı altında bu yıl yedinci kez gerçekleşecek. Açılış etkinlikleri 12-16 Haziran 2017 tarihleri arasında gerçekleşecek olan Trienal hem Türkiye’den hem de dünyadan sanat - tasarım öğrencileri ve kurumlarını bir araya getiren en güçlü etkinliklerinden biri olarak tanınıyor.

MÜGSF Dekanı Prof. Dr. İnci Deniz Ilgın, 7.Uluslararası Öğrenci Trienali yeniliklerini şöyle tanımlıyor; İlk kez 6. Trienalde başlattığımız atölye çalışmaları ile, Trienali bir haftalık etkinlik olmaktan çıkararak tüm akademik yıla yaydık. Böylece öğrencilerimiz yıl boyunca ulusal ve uluslararası nitelikte çok sayıda yaratıcı atölye ile buluşma olanağı buldu. Bunun ötesinde kendi atölye önerilerini getirerek atölye yürütücülüğü yapma fırsatı elde ettiler. Bir başka yeniliğimiz öğrencilerimizi ve yeni mezunlarımızı Trienalin salt etkinlik aşamasına değil hazırlık aşamasına da dahil etmek oldu. Böylece, alınan kararlarda etki ve katkıları oldu.

Bu yıl Trienal, gerçekleşen çok sayıda atölye çalışmalarıyla, masif bir atölyeye dönüştü. Yurt içi ve yurt dışında kırkı aşkın ulusal ve uluslararası atölye projesinden bir kısmı tamamlandı, bir kısmı devam etmekte ve bir kısmı da Trienal haftası sürecinde gerçekleşecek. Fakültemizin Acıbadem kampüsü başta olmak üzere çeşitli mekanlarda ve online ortamda gerçekleşen kırktan fazla workshoptan bazıları; “Yerellik ve Küresel Söylemeler/ “Locality and Global Discourses”, “Mannheim-İstanbul”, “Breaching the Surface: Subculture of Mannheim”,”Sanatçı Günlükleri”, “Doğa ile Temas”, “BIOStrüktür”, “Faces of Berlin”, “Elden Ele”, “Alternatif Fotoğraf Baskı”, “Kentli Göçebeler İçin Tasarım / Design For Urban Nomads”, “Screen and Print Hackfest: Image and storytelling in printed textiles and surface pattern”, “İstanbul Sokak Simidi için Tasarım Atölyesi”, “7 Nolu Atölye”, “Farklı Distopyalarda Karakter Tasarımları ve Ötesi”, “Kenti deneyimlemek / Benim için kent …”, “Örtü”, “Strangely familiar: Imagined Cities”, “3 Boyutlu Baskı ile Mobilya Tasarımı”...

Trienal kapsamındaki eğitim kurumları tanıtmaya yönelik sergiler, atölye çıktılarından oluşan sergiler ve kısa film gösterimi, ulusal ve uluslararası sanat ve tasarım okullarının eğitim sistemlerinin yansıtıldığı önemli bir etkileşim platformunu oluşturacak ve önceki trienallerde olduğu gibi aktif öğrencilerin yanı sıra, sanat ve tasarım ortamına hazırlanan gençleri, eğitmenleri, okulları, eğitim sistemlerini ve kültürleri bir araya getirerek yoğun bir etkileşim ağı kurulmasına, kurumlar ve bireyler arasında güçlü bağların oluşmasına olanak tanıyacaktır.


Trienal, kurumumuzun galerileri dışında, İstanbul kentinde sanat ve tasarımın takip edildiği önemli merkezlerinde de izlenebilecek. Bu amaçla sergilerimize, Fakültemiz ana galeri ve katlarının ve Sultanahmet’te bulunan Marmara Üniversitesi Cumhuriyet Müzesi Galerisinin yanı sıra Art On İstanbul, Derinlikler Sanat Merkezi, Kare Sanat Galerisi ve Russo Art Gallery Istanbul ev sahipliği yapacaklar.

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, 7. Uluslararası Öğrenci Trienali programlarıyla ilgili ayrıntılı bilgi ayrıntılı bilgiye aşağıdaki hesaplardan ulaşabilirsiniz.

url: http://triennial.marmara.edu.tr

instagram:mugsf_official facebook: https://www.facebook.com/mugsf.muffa.triennial/

Çarşamba, Haziran 07, 2017

Yerli işgalciler! | İrfan Osman Hatipoğlu



Değişik zamanlarda “yerli işgalciler” tarafından ülke topraklarına saldırı yapılır. Bu kez yapılan saldırı örgütlü, aymazca, fetihçi bir anlayışla yapılmakta. Meclisteki ‘Üretim Reform Tasarısı’nın yasalaşması ile kurulacak olan kurulun alınacağı muğlâk bir ‘kamu yararı’ kararıyla, zeytinlik alanlar sanayileşme, madencilik, tesisleşme ve yapılaşma faaliyetine açılacak. Tasarıyla yalnızca zeytinlikler yok edilmiyor. Yaklaşık 10 milyon yurttaşımızın geçim kaynağı, işlenen tarım alanlarının yüzde 3.5’ini oluşturan zeytinlikler ‘Bu milletin… koyacağız’ diyenlerin oluşturduğu rant çetelerine teslim edilecek.

Yerli işgalcilerin topraklarımıza saldırısı ilk değil. Tarım toprakları –son 15 yılda- farklı biçimlerde saldırı altındalar. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın verilerine göre 2002-2016 yılları arasında tarım alanı, yaklaşık yüzde 10 küçülmüştür. Anılan dönemde değişik yöntemlerle 2.6 milyon hektar toprak, tarım arazisi dışına çıkartıldı. Uygulanan doğa karşıtlığı politikalar ile topraklarımız, ırmaklarımız, ormanlarımız, dağlarımız taşlarımız ölçüt tanımadan yerli/uluslararası tekellerin ürettikleri tohumlarla, kimyasallarla kirletilmekte. Topraklarımızın fiziksel, kimyasal, biyolojik ve jeolojik yapısının bozularak yok edilmesine göz yummaktalar. Topraklar yağmacı/arsız yapsatçılara verilerek betonlaştırılmakta. Kurulan HES’ler ile derelerimiz kurutulmakta. Balıklarımız, kuşlarımız yurtsuz bırakılmakta… İnsanlarımız yurtlarından kopartılarak kent varoşlarında “tarım muhaciri” olarak yaşamaya zorlanmaktadır.

Yerli işgalciler tarafından tarım topraklarımıza en büyük saldırı; Büyükşehir Belediyesi uygulaması ile toprakların kentleştirilmesiyle yapıldı. Büyükşehir belediyelerinin kurulmasıyla toplam tarım arazisinin yüzde 56,81’i kentlileştirildi. Tarım alanlarının yönetimi zihinlerinde toprağın arsalaştırılması, rant yaratma dışında hiçbir deneyimi, beklentisi olmayan kent yöneticilerinin eline bırakıldı. Yöneticiler toprağın ekolojik yapısını korumak, verimliliğini sürdürmesi, toprağın kirlenmesinin önlenmesi uğraşını girmiyorlar. Kent arazisinin kötü kullanılmasının yolunu açarak, kontrolsüz betonlaşma, alt yapı yetersizlikleri ile toprakların kirletilmesine göz yumuyorlar. Verimli topraklar kentsel, endüstriyel atıklarla (ağır metaller, zehirler, bakteriler, virüsler) kirletmekte/çölleştirerek üretim dışına itmektedir. Artık kentlerimiz ortak yaşam alanı olmaktan çıkarmakta; yaşayanların bedensel, ruhsal sağlıklarının olumsuz etkilendiği “sağlıksız kentler” de yaşamak zorunda kalıyoruz.

Yerli işgalciler tarafından yapılan ikinci büyük saldırı zeytinlik alanların amaç dışı kullanıma açılmasıdır. Nasıl toprağı kentleştirilerek “sağlıksız kentler” kurarak sağlıksızlık ürettiysek, zeytinlik alanları sanayileşme, madencilik, tesisleşme ve yapılaşma faaliyetine açarak sürdürülebilir yaşamın taşındığı “tabuta” son çiviyi çakmaktalar. Çünkü yasa ile dekarda 15 ağaçtan az zeytin ağacı varsa o alanı zeytinlikten çıkarıyor. Oysa kıyı şeridindeki eski zeytinliklerin birçoğu asırlık büyük ağaçlardan oluşmaktadır, bu nedenle dekar da 10-12 ağacı geçmez. Bu asırlık ağaçlardan oluşan zeytinlikler en başta korunması gerekenlerdir. Görülen odur ki; dekarda 15 ağaçtan az ölçütüyle getirilen değişiklik buraların turizm, enerji ve maden yatırımları için hazırlanmasıdır. Zeytin, yetiştirme tarzı gereği, partiküller ve havanın kirlenmesine karşı hassas olan bitkilerdir. Zeytin ağaçları havanın kirlenmesinden dolayı yaklaşık 50 kilometrelik çaptaki alanda büyüme ve yetişme konusunda olumsuz etkilenir. Yani sadece kesilip yok edilen zeytinlikler ve zeytin üreticisi değil, çevresindeki zeytinlikler ve zeytin üreticileri de zarar görecektir. Yine zeytinlik alanlarda kurulacak işletmelerin neden olduğu hava kirliliği zeytin ağaçlarında ağır metal birikmesine ve bu ağır metallerin besin zincirine katılarak zeytinlerle birlikte insanların sağlığını olumsuz etkileyecektir.

Yerli işgalcilere karşı yükselteceğimiz mücadele yalnızca topraklarımızı korumakla sınırlı değildir. Yurtsuz kalacağımızı da bilmeliyiz. Çıkarılan Tütün Yasası sonrasında tütün üretemeyen ve Şeker Yasası ile getirilen kotalardan sonra şeker pancarı üreticilerinin başına ne geldiyse, ‘Üretim Reform Tasarısı’nın yasalaşması ile zeytin üreticilerinin de başına gelecek. Ülkemizin zenginliğini yok edeceğiz. Zeytin ve zeytinyağı dış satımı yapan bir ülke olmaktan çıkıp ülkedeki tüketim için zeytin ve zeytinyağı dış alımı alan bir ülke konumuna düşeceğiz. Bu nedenle zeytinlik alanların yatırıma açılmasına neden olacak değişikliklere karşı vereceğimiz mücadeleyi “yurtseverlik” anlayışı içinde ele almalıyız.

Salı, Haziran 06, 2017

Sözcü Haber Sitesi Satışta


2010 yılından bu yana doğru, dürüst, seviyeli haber ve bilgi kaynağı olan Sözcü Haber sitemiz satıştadır. Atatürkçü düşünce ve ilkeler doğrultusunda yayın yapan sitemizi yine Atatürkçü düşünceye verdiğimiz aktif hizmetten dolayı satma kararı almış bulunuyoruz.

Site aşağıda belirtilen tüm bu özellikleri ve bağlı hesapları ile satılacaktır:

Sitemizde otomatik etiket sistemi kullanılmaktadır. Açılan yayına etiketi eklediğinizde otomatik kategorisinde görüntülenmektedir. Haber manşeti de bu doğrultu da otomatik çalışmaktadır.

Gönderilen yayınlar sitemize bağlı facebook, twitter, google+ hesaplarından otomatik yayınlanmaktadır. (Sosyal medya hesapları da site ile birlikte verilecektir)

Kategoriler detaylı bir araştırmanın sonucu oluşturulmuş ve hemen her konuya ilişkin kategori bulunmaktadır.

Sitemizin aktif Hürriyet Bumerang üyeliği bulunmaktadır.

Sitenin birçok yararlı linkten oluşan sayfalar kısmı günceldir ve gelişime açıktır.

Widgetler ile eklenen html kodlar güncel ve site için özelleştirilmiştir.

Site de bulunan YAZ-GÖNDER kısmından gönderilen bilgiler size vereceğimiz mail adresine ulaşmaktadır.

Sitenin birçok önemli sitede linki paylaşılmıştır. Güvenilir bilgi paylaşımının sonucu olarak linkimiz diğer sitelerde kaynak olarak gösterilmektedir.

Sitemize yazı gönderen çok değerli yazarlarımız ve ortaklaşa çalıştığımız kişiler bulunmaktadır.

Aklınıza takılan soruları ve detayları görüşmek isterseniz

binbil@msn.com mail adresine mail atabilirsiniz.




Cuma, Haziran 02, 2017

Mahmut Sönmez: 'ÜLKESİNİ İNAN ADAM'


İrfan O. Hatipoğlu Mustafa Kemal Üniversitesi

Mahmut Sönmez bir dünya yurttaşı. Aynı zamanda inatçı bir yurtsever… Bunu nereden çıkardın diye bilirsiniz. Yakından izlediğiniz de bunun böyle olduğunu tanıklık edersiniz.

Dünya yurttaşı olmak tanımlaması, içeriğinin doldurulması baktığınız noktaya göre, nasıl baktığınıza bağlı olarak değişir. Gelişen iletişim çağında oturduğunuz yerden dünyadaki teknolojik değişiklikleri, bilimdeki ilerlemeleri, dünyanın sürüklendiği noktayı izleye bilirsiniz. Ya da elinizi bavulunuzu alıp, gençliğin yaptığı gibi sırt çantanızla, ver elini deyip yolları düşerekten dünyayı algılaya bilirsiniz. Her iki eylemde günlük yaşamınızda, zihninizde değişiklikler yapar. Eğer zihinsel değişiklikler gelişen dünya çizgisi ile örtüşüyorsa bir dünya yurttaşı olursunuz. Eğer siz “tekniğini alalım ama ürettiği ahlaki değerleri” ıskalayalım derseniz, bırakın dünya yurttaşı olmayı “sıradan vatandaş” bile olamazsınız.

Mahmut Sönmez iki olgu üzerinden de bir dünya yurttaşı olmaya hak kazanıyor. O bir işadamı… Elindeki en ileri iletişim araçları ile özellikle Ortadoğu, Kuzey Afrika ülkelerini yakından izliyor. Günlerinin fazlacasına bu ülkelerde geçiriyor. İş dünyasını yakından izliyor. Bir entelektüel olarak, bulunduğu ülkenin/kentin insanlarını yakından izlemek için sokaklarında kayboluyor. İslam dünyası yurttaşlarının ülkemizi nasıl baktıklarını, edindiği izlenimleri dostları ile paylaşıyor.

Mahmut Sönmez’e göre bölgede yükselen Arap milliyetçiliği bağlamında ülkemiz ile ilgili olumsuz söylemler öne çıksa da, Arap halkları (sıradan yurttaşlar) arasında derin bir gönül bağının olduğunu tanıklık ettiğini belirtiyor. Arap halkları arasında gönül bağının derinleşmesi, yükselen Arap milliyetçiliği ile oluşan olumsuz söylemlerin önünün kesilmesinin ancak ticaret ile mümkün olduğunu belirtiyor/inanıyor. Bu nedenle bulunduğu her platformda iş insanlarımızı bölgede yatırım yapmalarını öneriyor, danışmanlık hizmeti vermeyi öneriyor. Bölgede tanıdığı Arap iş insanlarını ülkeyi davet ediyor, önlerini düşerek iş insanları ile tanıştırıyor. Başarılı oluyor mu? Derseniz, oluyor.

Mahmut Sönmez’in iş dünyası dışında da değişik alanlarda birçok çabası da var. Bu çabaların ortak paydası her koşulda “ülkesine inanması” oluşturuyor. Gittiği

her ülkeden yurduna dönerken heyecanlanması, yüreğinin Ferhat’ın yüreği gibi atması…

Yen dünya düzeninde ülkemizi zenginleştiremezsek, ülkemizin saygınlığını koruyamayız. Ülkemizin varlığı kabul görmez. Ortadoğu ülkeleri de bunun dışında kalamaz. Mahmut Sönmez’in söylemiyle; değişen dünyada Ortadoğu, Kuzey Afrika ülkeleri ile kalıcı ilişikler kurmanın yolu itişmekten, geçmişi anımsatmaktan (neo Osmanlıcılık) çok ticaretten geçiyor.

Siz katılıyor musunuz? Ben katılıyorum.

Pazartesi, Mayıs 29, 2017

27 Mayıs ve Üniversite | İrfan Osman Hatipoğlu


İrfan O. Hatipoğlu Mustafa Kemal Üniversitesi (iohatip@hotmail.com)

Üniversite-Demokrat Parti arasındaki yakınlık, üniversite-iktidar ilişkisi açısından öğreticidir. Süreç içinde gelişen özgürlük/demokrasi adına siyasal iktidar-üniversite birlikteliği çok kısa sürdü. Akademinin hükümetin uyguladığı politikalara itirazı, uyarıları yükselince aralarında gerilim oluştu. Artan gerilim sonrası siyasal iktidar, 1953 yılında yaptığı yasal düzenleme ile akademinin susturulmasını hedefledi. Akademisyenlerin siyaset ile uğraşması (parti üyeliği) ve siyasi konularda açıklama yapması yasaklandı. Üniversite-iktidar arasında başlayan gerilim Meclis Tahkikat Komisyonu (18 Nisan 1960) kurulup, öncelikli olarak üniversitelerde inceleme başlatılması ile yeni boyuta taşındı. Üniversite-iktidar gerilimi, devamında gelişen olaylar 27 Mayıs askeri darbesinin yolunu açan önemli etkenlerden biri olmuştur.

Siyasal iktidar tarafından üniversitelerin baskılanma girişimi; öğretim elemanlarının tutuklanması, görevden uzaklaştırılması, öğrenci eylemlerinde orantısız güç kullanımı üniversiteleri darbenin destekçisi, tarafı konumuna sürükledi. Nitekim Milli Birlik Komitesi (MBK) 27 Mayıs askeri darbesinin meşruluğunu ortaya koymak için, aynı gün akademisyenler göreve çağrılarak darbeyi “yoldan çıkan demokrasinin yeniden yoluna koyulması” olarak değerlendiren rapor hazırlatıldı. Devamında MBK aldığı ilk kararla tutuklu bulunan subaylarla birlikte, tutuklu üniversite öğrencilerinin serbest bırakılmasına karar verdi. Bununla yetinilmedi. MBK Başkanı Cemal Gürsel, İstanbul Üniversitesi’ne yaptığı teşekkür ziyaretinde, üniversite bahçesinde kendisini karşılayan öğrencilere yaptığı konuşmada “… Haraminize girmeye cüret ettiler. Sizin hakiki vasfınızı bilmeyenler size copla hücum ettiler. Onlar bedbahtır. Onlar alçaktır. Onlar haindir. Daha fenası cahildir. İlim yuvasına copla, tabanca ile tecavüz edilmez. Türk tarihine kara bir sahife yazdırıldı” diyerek devrik iktidara kınamış. “Sizin hürriyetinize, haysiyetinize el uzatanları yıktınız” diyerek akademiye kutlamıştır.

MBK ile yakın ilişkiler akademiye harekete geçirmiş; yeni üniversite yasası hazırlanması için çalışmalar başlatıldı. MBK üniversite yasası çıkarılırken birlikte çalışılacağını söylemesine karşın üniversitelerin/değişik çalışma guruplarının önerilerine dikkate almadan, 27 Ekim 1960 tarihinde 115 sayılı yeni üniversite yasasını kabul etti. Bu yasanın özelliği üniversite özerkliğini genişletmesi ve hükümet dışı kurum haline getirmesidir. Üniversitelerin; Darülfünundan, 115 sayılı yasanın çıktığı güne kadar, bir şekilde bağımlı kılındıkları Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ayrılmasıdır. Örneğin 1946 yılında üniversitelere özerklik verilirken üniversiteler Milli Eğitim Bakanına bağlı kılınmıştı. Bakan bütün üniversitelerin üst yöneticisiydi. Üniversiteleri hükümet adına denetlerdi. Üniversitelerarası Kurula başkanlık ederdi. 115 sayılı yasa ile bu bağımlılık koparılmış, yetkiler bütün üyelerinin üniversite çalışanlarından oluşan Üniversitelerarası Kurul’a bırakılmıştır. Yasa ile ilgili akademide yaşanan tartışma ise yasanın içeriğinden çok, çıkarılması yöntemi üzerinedir. Üniversiteler kendilerini danışılmadan yasanın çıkarılmasından alınmış/rahatsız olmuşlardır.

Üniversitelere özerklik anlamında en büyük katkıyı yapan darbeciler, önceki iktidarlar gibi üniversiteleri kontrol etmek istedi. Bu nedenle 115 sayılı yasanın ikiz kardeşi olarak, 114 Sayılı “Üniversite Öğretim Üyelerinden Bazılarının Vazifelerinden Affına ve Bazılarının Diğer Fakülte ve Yüksekokullara Nakline Dair Kanun’da çıkarıldı. Bu yasa “tembel, yeteneksiz ve reform düşmanı” gerekçesiyle çeşitli üniversitelerden profesör, doçent ve asistanları “Vazifelerinden affedilme” söylemiyle ilişkilerinin kesilmesi uygulamasıdır. Bu uygulama ile 147 öğretim üyesi ve yardımcısı, bir daha öğretim üyesi olmamak üzere görevlerinden alındı,

Dört öğretim üyesi ise farklı fakülte ve yüksekokullarda görevlendirildi. Ve üniversite tarihine 147’ler tasfiyesi olarak geçti. Bilgi olsun diye tasfiye edilenlerden bazıları; Ali Fuat Başgil, Sabahattin Eyüboğlu, Yavuz Abadan, Nusret Hızır, Tarık Zafer Tunaya, Mina Urgan, Haldun Taner, İsmet Giritli…

Üniversitelerde beklenmedik tasfiyenin gerçekleşmesi akademik camiada “infial” yarattı. İstanbul Üniversitesi Rektörü Sıddık Sami Onar, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Fikret Narter, Ankara Üniversitesi Rektörü Suat Kemal Yetkin, Ege Üniversitesi Rektörü Mustafa Uluöz, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Rektörü Turhan Feyzioğlu görevlerinden istifa ettiler. Üniversite senatoları, öğretim elemanları kınayan bildiriler yayınladı, üniversitelerin açılışlarının ertelenmesi istemleri yükseldi. İstanbul, Ankara ve İzmir’deki öğrenci dernekleri olayı protesto ettiler. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, kendilerine yanlış bilgi verildiğini, hatadan dönmenin fazilet olduğunu, kanuna bir madde ilave edilerek, tasfiye edilenlerin durumunun üniversite senatolarına bırakılacağını açıklamak zorunda kaldı. Fakat bu söylem uygulanmadı.

Üniversite tarihi boyunca, üniversite-iktidar yakınlaşmasından üniversiteler olumsuz etkilenmiştir. İktidarlar kendileri dışında bir güç odağının oluşmasını istemez. Söylemlerine uygun insan yetiştirilmesini isterler. Milli Birlik Komitesi’de tüm iktidarlar gibi üniversiteleri ideolojik söylemine çekmek için, “aykırı” gördüğü akademisyenlerin tasfiyesine girişmiştir. Asıl öğretici olansa tasfiyeye karşı üniversite üst yöneticilerinin aldığı tavırdır. Günümüz de büyük boyutta yaşanan tasfiyeye karşı üniversite üst yöneticilerinin takındıkları tavra bakarsak, akademinin nereye sürüklendiğini net olarak görebiliriz.

Çarşamba, Mayıs 24, 2017

Kadınlardan İnce’ye Teşekkür


Güzelbahçe Belediyesi’nin açtığı Ağ Donam Kursu sonucunda meslek edinen ve öğretmenleri Mustafa Şafak Surkultay’ın sağladığı iş nedeniyle; aile bütçesine katkıda bulunma gururunu yaşayan kadınlar, Güzelbahçe Belediyesi Ayşe Mayda Tesisleri’ndeki Güz Güz Cafe’de, Başkan Mustafa İnce’yi ağırladılar.

Daha önce eşlerinin verdiği harçlıklarla yaşamını sürdüren kadınlar, ağ donamını öğrendikten sonra sevdiklerine kendi kazandıkları parayla harçlık verme, hediye alma onurunu yaşamaya başladıklarını belirttiler. Bu duygunun çok farklı olduğunu açıkladılar.


Güzelbahçe Belediyesi’nin demokratik kitle örgütlerine dağıtmak için hazırladığı yerde kendilerine ayrılan bölümde veya evlerinde, öğretmenleri Şafak Surkultay’ın rehberliğinde ağ donamı yapan kadınlar, ayda asgari ücrete yakın bir para kazanmakta. El becerisi yüksek olanlar daha fazlasını da kazanabilmekte.

Kadınlar, kendilerine bu onur ve gururu yaşatan İnce’ye, elleriyle hazırladıkları mezeleri ve pişirdikleri balığı sunarak, teşekkür etmek istediler.

Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi Başkanı Osman Gazi Oktay ve yönetim kurulu üyesi Dr. Nebil Gürhanlı, Güzelbahçe Belediyesi Meclisi, Kent Konseyi üyeleri ve bazı muhtarların davetli olduğu yemekte, İnce tesisin yapılmasındaki mali bilanço hakkında bilgi verdi. Böyle bir tesisi Güzelbahçe’ye kazandırmadan duyduğu gururu belirtti.

Ulusal Eğitim Derneği yöneticileri, Mustafa İnce’nin kadınlara sağladığı fırsatın diğer belediyelere de örnek olması gerektiğini belirttiler.




Haber ve fotoğraf : Osman Gazi OKTAY

Tüm Milli Güçler Toplanmalıdır…

Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi, İzmir Sümerbank İşletmesi’nin kapatılmasına karşı başlatılan direniş günü ve ülkemizin bağımsızlık ateşinin yakıldığı gün kabul edilen 19 Mayıs’ta, Alsancak Kıbrıs şehitleri Caddesi Can Yücel Sokak’taki Gren Pub’ta yemek düzenledi.

CHP Eski Grup Başkan Vekili Kemal Anadol, Vatan Partisi Eski İl Sekreteri Ahmet Seyran, Yol İş İzmir 1 Nolu Şube Eski Başkanı Bülent Zenginobuz, Sümerbank Direniş Komitesi üyeleri Seval Oskan ve Elif Karadağ, İnşaat İşçileri Derneği Genel Başkanı Adnan Boğa, İzmir Çankaya Mahallesi Muhtar Adayı Neşe şermeti, Güzelbahçe Belediyesi Ağ Donam Kursu Öğretmeni Mustafa Şafak Surkultay, İzmir Mehteran Derneği Başkan Yardımcısı Hikmet Aksaray ve Devlet Planlama Teşkilatı’ndan Mehmet Sarıtaş yemeğe katılanlar arasındaydı.

Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi Başkanı Osman Gazi Oktay, yemeğe katılım sunanlara yaptığı teşekkürün ardından, adını Atatürk’ün verdiği Sümerbank’ın 1933 yılında kurulmasına karar verildiğini, 1935 yılında Kayseri’de Sovyetlerin teknik ve maddi desteğiyle ilk fabrikanın kurulduğunu, daha sonra yurdun 41 değişik ilinde fabrikalar inşa edildiğini, 1987 yılında kapatılması kararı alındığını belirtti.

Oktay, ‘’İzmir Sümerbank Fabrikası işçilerinin, 19 Mayıs 2001 tarihinde fabrikanın kapatılmasına karşı örgütledikleri direniş, 2002 şubatına kadar sürdü. O zaman verdiğimiz destek, Sümerbank isminin unutulmamasını sağlayıncaya dek sürecektir.’’ dedi.

Kemal Anadol, ABD Emperyalizminin Yeni Dünya Düzeni gereği, 1980’lerde başlattığı özelleştirme saldırısının, ülkemizde hızlı bir şekilde yaygınlaştığını, tüm kamu iktisadi teşekküllerinin emperyalizme peşkeş çekildiğini açıkladı.

Anadol, ‘’Emperyalist saldırıyı, tüm milli güçler bir araya gelerek püskürtecektir. Önümüzdeki görev budur.’’ dedi.

Nebil Gürhanlı ve Necla Kendigelen yaptıkları konuşmayla, 19 Mayıs’ın önemi ve Sümerbank’ın ülke ekonomisi üzerindeki etkilerinden söz ettiler.

Etkinlik, konukların önümüzdeki dönem yoğunlaşacak eylemliliklere karşı enerji depolamasına hizmet etti.






Haber ve fotoğraf : Osman Gazi OKTAY

Salı, Mayıs 16, 2017

Fatih Portakal'dan ilginç dövme



Fatih Portakal, göğsüne yaptırdığı denizkızı dövmesini sosyal medyada takipçileriyle paylaştı. Takipçileri tarafından oldukça sevilen dövmeye, mizahçıların tepkisi ise gecikmedi. İşte sosyal medyada Photoshopla Fatih Portakal'a yapılan yeni dövmeler...










Halisdemir'e ilk müdahaleyi yapan sağlıkçı konuştu


15 Temmuz darbe girişimi sırasında Astsubay Ömer Halisdemir'in şehit edilmesine ilişkin görülen davanın görülmesine devam edildi. Halisdemir'e ilk müdahaleyi yapan sağlıkçı Astsubay Kamil Aksoy, "Çok zayıf da olsa nabzı vardı. Bunun üzerine ambulanstan malzemeleri istedim. Yaralıya bakarken uzun boylu bir kişi bana 'çekil' dedi ve ardından iki el ateş etti" dedi.
DAVANIN 7. CELSESİ BAŞLADI

FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimi sırasında darbeci general Semih Terzi'yi vurarak darbe girişiminin seyrini değiştiren Astsubay Ömer Halisdemir'in şehit edilmesine ilişkin görülen davanın yedinci celsesi başladı. Ankara14. Ağır Ceza Mahkemesince görülen davaya tutuklu sanıklar, taraf avukatları, müştekiler Ömer Halisdemir'in eşi Hatice Halisdemir ile kardeşi Soner Halisdemir ve İsmail Oğuz katıldı.
"KOBRALAR BÖLGEYE ATEŞ EDİYORDU"

Mahkeme heyeti tarafından 14 Nisan'da ÖKK'de yapılan keşifte yer alan tanıklardan Albay Mustafa Sayar'ın ifadesi dinlendi. Sayar, 15 Temmuz günü Okul Komutanı Ömer Faruk Bozdemir'in kendisini aradığını belirterek, Bozdemir'in ortalığın karışık olduğunu, birliğe gitmelerinin gerekli olduğunu söylediğini kaydetti. Konya yolu üzerinde Üzümcü mevkiine geldiklerinde Kobraların bölgeye ateş ettiğini gördüklerini anlatan Sayar, 15-20 dakika durum değerlendirmesi yapmalarının ardından birinci bariyer noktasına gittiklerini söyledi.
Sayar, 2 saat bariyerlerden geçmek için çalıştıklarını ifade ederek, saat 02.30 sıralarında Özel Kuvvetler Komutanlığı civarında iki adet Skorsky tipi helikopter gördüklerini belirtti. Sayar, helikopterlerin karargaha indiğini ve bir müddet sonra kalktığını anlatarak, helikopterlerin kalkmasının ardından yoğun atış sesleri duymaya başladıklarını dile getirdi.
"YAPTIKLARININ DOĞRU OLMADIĞINI SÖYLEDİK"

Daha sonra nizamiye bölgesine gittiklerini, orada bulunan darbeci askerlere kendilerini tanıttıklarını aktaran Sayar, "Oradakilere yaptıklarının doğru olmadığını söyledik. İçeriye kimsenin alınmayacağı yönünde talimat olduğunu söylediler. 'Buradan ayrılın yoksa Kobralara vurdururuz' dediklerini duyduk. Ardından yoğun silah atışı yapıldı. Bunun üzerine kenarlara geçip korunmaya çalıştık. Saat 04.00-04.30 sıralarında içeridekileri aradım. Bunlardan biri de Mihrali Atmaca'ydı. Onu aradım ve içerdeki durum hakkında bizi bilgilendirmesini istedim. O da bilgilendireceğini söyledi. 05.30 sıralarında İsmail Başçavuşun kafasından vurulduğunu öğrendim. İsmail Başçavuşun bölgeden tahliyesinin yapılmasını gördüm. Ardından nizamiye bölgesine tekrardan gittim ve megafon ile oradakileri uyardım. Nizamiyeye girdiğimizde bir astsubay yerde yatar duruyordu. Yanında atışa hazır M-16 olduğunu gördüm. Daha sonra 14 askerin daha yerde yattığını gördüm. Onları silahlarından arındırıp kontrol altına aldık" diye konuştu.
"ONURUMUZ KURTARMAK İÇİN GİTTİK"

Sayar'ın konuşmasının ardından sanıklardan Mehmet Bilge söz istedi. Bilge, Sayar'a "Nizamiyeye gelip 2 saat pazarlık yaptığınızı söylediniz. Rehine kurtarma yapmıyorsunuz. Neden içeriye sızmaya tenezzül etmediniz? Karargaha sızmak için birçok nokta var ben biliyorum. Birkaç kez içeriye sızdım" yönünde soru yöneltti. Sayar, "Üzerimizde ne varsa gittik, sivildim ve benim üzerimde sadece beylik tabancam vardı. Neyle karşılaşacağımızı bilemediğimiz için ikna yolunu denedik" cevabını verdi. Bilge'nin "Kıyafetiniz yok ama ısrarla kurşunun olduğu yere gidiyorsunuz" sorusu üzerine Sayar, "İhanet şebekesi tarafından ele geçirilmişti. Onurumuzu kurtarmak için gittik" dedi.
HALİSDEMİR'E İLK MÜDAHELEYİ YAPAN ASTSUBAY KONUŞTU

Sayar'ın ardından şehit Ömer Halisdemir'e ilk müdahaleyi yapan sağlıkçı Astsubay Kamil Aksoy'un tanık olarak ifadesi dinlendi. Aksoy, 15 Temmuz gecesi revirde nöbetçi olduğunu, ambulansın istenilmesi üzerine revirden çıktıklarını söyledi. Karargaha vardıklarında bir timin sağa sola yatmış halde etrafı gözetlediklerini gördüğünü kaydeden Aksoy, "Yerde bir kişi yatıyordu. Ben hemen ona yöneldim. Bir kişi 'ona değil, içeride' dedi. İçeriye yöneldiğim zamanda başka biri 'girmeyin' dedi. Bana 'yerdekine bak sen' denildi. Tekrardan ona yöneldim ve çok zayıf da olsa nabzı vardı. Bunun üzerine ambulanstan malzemeleri istedim. Benim gördüğüm bir tane yara vardı, o da sol alt karnındaydı. Yaralıya bakarken uzun boylu bir kişi bana 'çekil' dedi ve ardından iki el ateş etti. Vurulanın neden vurulduğunu, kim olduğunu bilmiyordum. Sonradan öğrendim kim olduğunu. Çok genç gözüküyordu ben onu ilk başta er sandım. Biri 'niye vurdun iyi çocuktu' dedi. Bir başka kişi de 'konuştururduk' dedi" ifadelerini kullandı.
Mahkeme Başkanı Fahrettin Aksoy'un "Sana göre o anda yaşıyor muydu?" yönündeki sorusuna Sayar, "Yaşadığını düşündüğüm için hafif nabız aldığımı söyledim" dedi.