Sayaç

Tüm Yayınlar

Çarşamba, Mayıs 24, 2017

Kadınlardan İnce’ye Teşekkür


Güzelbahçe Belediyesi’nin açtığı Ağ Donam Kursu sonucunda meslek edinen ve öğretmenleri Mustafa Şafak Surkultay’ın sağladığı iş nedeniyle; aile bütçesine katkıda bulunma gururunu yaşayan kadınlar, Güzelbahçe Belediyesi Ayşe Mayda Tesisleri’ndeki Güz Güz Cafe’de, Başkan Mustafa İnce’yi ağırladılar.

Daha önce eşlerinin verdiği harçlıklarla yaşamını sürdüren kadınlar, ağ donamını öğrendikten sonra sevdiklerine kendi kazandıkları parayla harçlık verme, hediye alma onurunu yaşamaya başladıklarını belirttiler. Bu duygunun çok farklı olduğunu açıkladılar.


Güzelbahçe Belediyesi’nin demokratik kitle örgütlerine dağıtmak için hazırladığı yerde kendilerine ayrılan bölümde veya evlerinde, öğretmenleri Şafak Surkultay’ın rehberliğinde ağ donamı yapan kadınlar, ayda asgari ücrete yakın bir para kazanmakta. El becerisi yüksek olanlar daha fazlasını da kazanabilmekte.

Kadınlar, kendilerine bu onur ve gururu yaşatan İnce’ye, elleriyle hazırladıkları mezeleri ve pişirdikleri balığı sunarak, teşekkür etmek istediler.

Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi Başkanı Osman Gazi Oktay ve yönetim kurulu üyesi Dr. Nebil Gürhanlı, Güzelbahçe Belediyesi Meclisi, Kent Konseyi üyeleri ve bazı muhtarların davetli olduğu yemekte, İnce tesisin yapılmasındaki mali bilanço hakkında bilgi verdi. Böyle bir tesisi Güzelbahçe’ye kazandırmadan duyduğu gururu belirtti.

Ulusal Eğitim Derneği yöneticileri, Mustafa İnce’nin kadınlara sağladığı fırsatın diğer belediyelere de örnek olması gerektiğini belirttiler.




Haber ve fotoğraf : Osman Gazi OKTAY

Tüm Milli Güçler Toplanmalıdır…

Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi, İzmir Sümerbank İşletmesi’nin kapatılmasına karşı başlatılan direniş günü ve ülkemizin bağımsızlık ateşinin yakıldığı gün kabul edilen 19 Mayıs’ta, Alsancak Kıbrıs şehitleri Caddesi Can Yücel Sokak’taki Gren Pub’ta yemek düzenledi.

CHP Eski Grup Başkan Vekili Kemal Anadol, Vatan Partisi Eski İl Sekreteri Ahmet Seyran, Yol İş İzmir 1 Nolu Şube Eski Başkanı Bülent Zenginobuz, Sümerbank Direniş Komitesi üyeleri Seval Oskan ve Elif Karadağ, İnşaat İşçileri Derneği Genel Başkanı Adnan Boğa, İzmir Çankaya Mahallesi Muhtar Adayı Neşe şermeti, Güzelbahçe Belediyesi Ağ Donam Kursu Öğretmeni Mustafa Şafak Surkultay, İzmir Mehteran Derneği Başkan Yardımcısı Hikmet Aksaray ve Devlet Planlama Teşkilatı’ndan Mehmet Sarıtaş yemeğe katılanlar arasındaydı.

Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi Başkanı Osman Gazi Oktay, yemeğe katılım sunanlara yaptığı teşekkürün ardından, adını Atatürk’ün verdiği Sümerbank’ın 1933 yılında kurulmasına karar verildiğini, 1935 yılında Kayseri’de Sovyetlerin teknik ve maddi desteğiyle ilk fabrikanın kurulduğunu, daha sonra yurdun 41 değişik ilinde fabrikalar inşa edildiğini, 1987 yılında kapatılması kararı alındığını belirtti.

Oktay, ‘’İzmir Sümerbank Fabrikası işçilerinin, 19 Mayıs 2001 tarihinde fabrikanın kapatılmasına karşı örgütledikleri direniş, 2002 şubatına kadar sürdü. O zaman verdiğimiz destek, Sümerbank isminin unutulmamasını sağlayıncaya dek sürecektir.’’ dedi.

Kemal Anadol, ABD Emperyalizminin Yeni Dünya Düzeni gereği, 1980’lerde başlattığı özelleştirme saldırısının, ülkemizde hızlı bir şekilde yaygınlaştığını, tüm kamu iktisadi teşekküllerinin emperyalizme peşkeş çekildiğini açıkladı.

Anadol, ‘’Emperyalist saldırıyı, tüm milli güçler bir araya gelerek püskürtecektir. Önümüzdeki görev budur.’’ dedi.

Nebil Gürhanlı ve Necla Kendigelen yaptıkları konuşmayla, 19 Mayıs’ın önemi ve Sümerbank’ın ülke ekonomisi üzerindeki etkilerinden söz ettiler.

Etkinlik, konukların önümüzdeki dönem yoğunlaşacak eylemliliklere karşı enerji depolamasına hizmet etti.






Haber ve fotoğraf : Osman Gazi OKTAY

Salı, Mayıs 16, 2017

Fatih Portakal'dan ilginç dövme



Fatih Portakal, göğsüne yaptırdığı denizkızı dövmesini sosyal medyada takipçileriyle paylaştı. Takipçileri tarafından oldukça sevilen dövmeye, mizahçıların tepkisi ise gecikmedi. İşte sosyal medyada Photoshopla Fatih Portakal'a yapılan yeni dövmeler...










Halisdemir'e ilk müdahaleyi yapan sağlıkçı konuştu


15 Temmuz darbe girişimi sırasında Astsubay Ömer Halisdemir'in şehit edilmesine ilişkin görülen davanın görülmesine devam edildi. Halisdemir'e ilk müdahaleyi yapan sağlıkçı Astsubay Kamil Aksoy, "Çok zayıf da olsa nabzı vardı. Bunun üzerine ambulanstan malzemeleri istedim. Yaralıya bakarken uzun boylu bir kişi bana 'çekil' dedi ve ardından iki el ateş etti" dedi.
DAVANIN 7. CELSESİ BAŞLADI

FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimi sırasında darbeci general Semih Terzi'yi vurarak darbe girişiminin seyrini değiştiren Astsubay Ömer Halisdemir'in şehit edilmesine ilişkin görülen davanın yedinci celsesi başladı. Ankara14. Ağır Ceza Mahkemesince görülen davaya tutuklu sanıklar, taraf avukatları, müştekiler Ömer Halisdemir'in eşi Hatice Halisdemir ile kardeşi Soner Halisdemir ve İsmail Oğuz katıldı.
"KOBRALAR BÖLGEYE ATEŞ EDİYORDU"

Mahkeme heyeti tarafından 14 Nisan'da ÖKK'de yapılan keşifte yer alan tanıklardan Albay Mustafa Sayar'ın ifadesi dinlendi. Sayar, 15 Temmuz günü Okul Komutanı Ömer Faruk Bozdemir'in kendisini aradığını belirterek, Bozdemir'in ortalığın karışık olduğunu, birliğe gitmelerinin gerekli olduğunu söylediğini kaydetti. Konya yolu üzerinde Üzümcü mevkiine geldiklerinde Kobraların bölgeye ateş ettiğini gördüklerini anlatan Sayar, 15-20 dakika durum değerlendirmesi yapmalarının ardından birinci bariyer noktasına gittiklerini söyledi.
Sayar, 2 saat bariyerlerden geçmek için çalıştıklarını ifade ederek, saat 02.30 sıralarında Özel Kuvvetler Komutanlığı civarında iki adet Skorsky tipi helikopter gördüklerini belirtti. Sayar, helikopterlerin karargaha indiğini ve bir müddet sonra kalktığını anlatarak, helikopterlerin kalkmasının ardından yoğun atış sesleri duymaya başladıklarını dile getirdi.
"YAPTIKLARININ DOĞRU OLMADIĞINI SÖYLEDİK"

Daha sonra nizamiye bölgesine gittiklerini, orada bulunan darbeci askerlere kendilerini tanıttıklarını aktaran Sayar, "Oradakilere yaptıklarının doğru olmadığını söyledik. İçeriye kimsenin alınmayacağı yönünde talimat olduğunu söylediler. 'Buradan ayrılın yoksa Kobralara vurdururuz' dediklerini duyduk. Ardından yoğun silah atışı yapıldı. Bunun üzerine kenarlara geçip korunmaya çalıştık. Saat 04.00-04.30 sıralarında içeridekileri aradım. Bunlardan biri de Mihrali Atmaca'ydı. Onu aradım ve içerdeki durum hakkında bizi bilgilendirmesini istedim. O da bilgilendireceğini söyledi. 05.30 sıralarında İsmail Başçavuşun kafasından vurulduğunu öğrendim. İsmail Başçavuşun bölgeden tahliyesinin yapılmasını gördüm. Ardından nizamiye bölgesine tekrardan gittim ve megafon ile oradakileri uyardım. Nizamiyeye girdiğimizde bir astsubay yerde yatar duruyordu. Yanında atışa hazır M-16 olduğunu gördüm. Daha sonra 14 askerin daha yerde yattığını gördüm. Onları silahlarından arındırıp kontrol altına aldık" diye konuştu.
"ONURUMUZ KURTARMAK İÇİN GİTTİK"

Sayar'ın konuşmasının ardından sanıklardan Mehmet Bilge söz istedi. Bilge, Sayar'a "Nizamiyeye gelip 2 saat pazarlık yaptığınızı söylediniz. Rehine kurtarma yapmıyorsunuz. Neden içeriye sızmaya tenezzül etmediniz? Karargaha sızmak için birçok nokta var ben biliyorum. Birkaç kez içeriye sızdım" yönünde soru yöneltti. Sayar, "Üzerimizde ne varsa gittik, sivildim ve benim üzerimde sadece beylik tabancam vardı. Neyle karşılaşacağımızı bilemediğimiz için ikna yolunu denedik" cevabını verdi. Bilge'nin "Kıyafetiniz yok ama ısrarla kurşunun olduğu yere gidiyorsunuz" sorusu üzerine Sayar, "İhanet şebekesi tarafından ele geçirilmişti. Onurumuzu kurtarmak için gittik" dedi.
HALİSDEMİR'E İLK MÜDAHELEYİ YAPAN ASTSUBAY KONUŞTU

Sayar'ın ardından şehit Ömer Halisdemir'e ilk müdahaleyi yapan sağlıkçı Astsubay Kamil Aksoy'un tanık olarak ifadesi dinlendi. Aksoy, 15 Temmuz gecesi revirde nöbetçi olduğunu, ambulansın istenilmesi üzerine revirden çıktıklarını söyledi. Karargaha vardıklarında bir timin sağa sola yatmış halde etrafı gözetlediklerini gördüğünü kaydeden Aksoy, "Yerde bir kişi yatıyordu. Ben hemen ona yöneldim. Bir kişi 'ona değil, içeride' dedi. İçeriye yöneldiğim zamanda başka biri 'girmeyin' dedi. Bana 'yerdekine bak sen' denildi. Tekrardan ona yöneldim ve çok zayıf da olsa nabzı vardı. Bunun üzerine ambulanstan malzemeleri istedim. Benim gördüğüm bir tane yara vardı, o da sol alt karnındaydı. Yaralıya bakarken uzun boylu bir kişi bana 'çekil' dedi ve ardından iki el ateş etti. Vurulanın neden vurulduğunu, kim olduğunu bilmiyordum. Sonradan öğrendim kim olduğunu. Çok genç gözüküyordu ben onu ilk başta er sandım. Biri 'niye vurdun iyi çocuktu' dedi. Bir başka kişi de 'konuştururduk' dedi" ifadelerini kullandı.
Mahkeme Başkanı Fahrettin Aksoy'un "Sana göre o anda yaşıyor muydu?" yönündeki sorusuna Sayar, "Yaşadığını düşündüğüm için hafif nabız aldığımı söyledim" dedi.

Pazartesi, Mayıs 15, 2017

20 bin öğretmen, 24 bin askeri personel, 15 bin büro personeli ve 2 bin 500 polis alımı yapılacak


Kamuya bu yıl aralarında 20 bin öğretmen, 24 bin askeri, 15 bin büro çalışanı ve 2 bin 500 polisin bulunduğu 61 bin 500 personel alınacak. ÇAYKUR tarafından bin 500 mevsimlik işçi alımı için çalışmalara başlanırken, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından da 2 bin 500 personel kadrosu için talepte bulunuldu.

Kamuya bu yıl aralarında 20 bin öğretmen, 24 bin askeri personel, 15 bin büro personeli ve 2 bin 500 polisin olduğu yaklaşık 60 bin personel alınacak. 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca bu yılın başında başlatılan İstihdam Seferberliğine kamu da katkı vermeye devam ediyor.

Mayıs itibarıyla 1 milyon kişinin istihdamına imkan sağlanan seferberlik kapsamında, kamu kuruluşlarınca başta öğretmen, polis ve askeri personel olmak üzere ihtiyaç duyulan kadrolara alım için ilana çıkıldı.

Bu kapsamda, Milli Savunma Bakanlığına alınacak 11 bin uzman erbaş ve 13 bin sözleşmeli erbaş olmak üzere 24 bin personel için 3 Mart itibarıyla başlayan başvurular, 1 Aralık 2017'ye kadar devam edecek.

Milli eğitim Bakanlığı tarafından 3 bin 570 sınıf öğretmeni, 2 bin 193 İngilizce öğretmeni, 2 bin 143 Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni başta olmak üzere toplam 20 bin öğretmen alımı yapılacak. 20 bin öğretmen için mülakatlara devam eden Bakanlık tarafından, ağustos ayından sonra da ilave 10 bin öğretmen alımı için ilana çıkılacak.

BİN 545 BÜRO PERSONELİ İÇİN BAŞVURULAR BAŞLADI

Polis Akademisi Başkanlığına bağlı Polis Meslek Yüksekokullarına 2017-2018 eğitim-öğretim dönemi için 2 bin 250'si erkek, 250'si kadın olmak üzere toplam 2 bin 500 öğrenci alınacak.

İçişleri Bakanlığınca da taşra teşkilatı valilik, kaymakamlık, il ve ilçe nüfus birimlerinde istihdam edilmek üzere toplam bin 545 sözleşmeli büro personeli alımı yapılacak. Lisans ve ön lisans mezunlarının alınacağı kadrolara, 22 Mayıs'a kadar e-devlet şifresiyle erişilip elektronik ortamda müracaat edilebilecek.

Bunlarla birlikte Çaykur tarafından da Rize'de bin 70, Artvin'de 170, Trabzon'da 240 ve Giresun'da 20 olmak üzere toplam bin 500 mevsimlik işçi alımı için çalışmalara başlanırken, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca 2 bin 500 personel kadrosu için talepte bulunuldu.

Tüm kamu kurum ve kuruluşlarının personel alım ilanlarına Devlet Personel Başkanlığının http://www.dpb.gov.tr internet sitesi üzerinden ulaşılabilir.

Türkiye Nereye? | Osman Gazi Oktay


2016/1 Sayılı Başbakanlık Genelgesi gereği, tüm resmi kurum ve kuruluşlarda çalışanlar bir yana, öğrencilerin de cuma namazı süresince ders, staj ve sınavları yapılamayacak. Yapıldıysa; telafisi yoluna gidilecek.

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Ömer Ünal, 70737436-300-1700110896 sayılı, 10.04.2017 tarihli yazısıyla, öğrencilerin cuma namazına katılımını desteklemek istemiş. Sanırım içinde bulunduğumuz şartlarda namaza fazla katılım sağlayamamış. Öğrenci, psikolojisi gereği genelde ders yapılmasını istemez. Bu durumdan yararlanmak isteyenlerin sayısı da az olmayacaktır.

İşverenlerin, emekçilerin bu tür istemlerine hoş karşılamayacakları kesin olduğuna göre;

önümüzdeki yıllarda cuma gününün tatil yolunun açılması amaçlanmış olmalı.

Bazı meslekler için bu durum hoş karşılanabilir ama sağlık çalışanının böyle bir beklentisi olmamalı. Öğrencilikten bu anlayışla yetiştirilen hekimlerin, istenilen davranışı sergilemesi zor gözüküyor.

İnsanın ne zaman hasta, ne zaman tedavi ve ameliyata ihtiyaç duyacağının saati olamaz.

Laik olmanın gereği şu anda cuma namazına katılmayan erkek ve kadın hekimlerle sorunun üstesinden gelebilirsiniz. Cuma gününü tatil yaparak, sadece kadın hekimlerle sorunu aşmak kolay olmayacaktır.

Bazıları, cumartesi, pazar günü tatil olduğunda nasıl çözülüyorsa; cuma da öyle olur diyebilir.

Durum aynı değildir. En azından Anayasa’da belirtildiği şekliyle laik bir ülkede yaşanması ve edilen yemin gereği, ihtiyaç duyulduğunda, saat ne olursa olsun hekim göreve davet edilerek sorun aşılıyor.

Her hastanede, her branştan kadın hekim bulmak olası değildir. Dini görevini yerine getirmek isteyene, şerri düzende engel çıkartılamayacağına göre; o sürede tedavi ve ameliyat ihtiyacı olana, ‘’Allah kurtarsın’’ demenin dışında yol kalmayacak.

‘’Kadının yeri evidir.’’ diyen anlayışın, kız çocuklarının okumasını hoş karşılamadığı, hastaneye gittiğinde; anası, eşi ve kız çocukları için kadın hekim aradığını bilirsiniz.

‘’Sen kendini üzme. Biz yurt dışından doktor getirterek işin üstesinden geliriz.’’ diyenleriniz olabilir.

Atalarımızdan öğrendiğimiz kadarıyla, ‘’Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz.’’

Kısacası yüzlerce yıldır devlet yönetme kültürü olan ülkemde, evreni yeniden keşfetmeye kalkmanın bir anlamı yok. Tarih geriye doğru işlemez. Kraldan fazla kralcı olmanın da hiç gereği yok.

Osman Gazi OKTAY

Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi başkanı

Cuma, Mayıs 12, 2017

IŞİD gazabından kurtulan Tabkalı kadınların hikayeleri


Önce kadını vuruyor her şey, her savaş, her katliam...
2014'ten bugüne, Gaziantep'in, Şanlıurfa'nın altında bir yerlerde...

..gün be gün katliamlar, infazlar, tecavüzler yaşanıyor.

İstanbul, Brüksel, Paris gibi Avrupa metropollerindeki katliamlarla tanıyor, lanet ediyoruz belki. Hattâ bu cellatların hemen doğumuzda estirdikleri terörden de haberdarız aslında. Ama bizim lanet ettiğimiz saldırıların bin bir türlüsü her gün yaşanıyor orada, bizim hayalimize sığdıramayacağımız, akıl erdiremeyeceğimiz katliamlar 3 yıldır hayatın rutini haline gelmiş.

Bu terörün neden, nasıl başladığı bambaşka bir tartışma konusu. Pek tartışmadığımız, içselleştirmediğimiz şeyi konuşalım biraz; hazır mutlu haberler almışken üstelik!

Demokratik Suriye Güçleri'nin 10 Aralık'ta başlattığı operasyon halen devam ediyor. Operasyonun 21 Mart'ta başlayan Tabka ayağı ise neredeyse tamamlandı. Elbette böylesine büyük bir savaşın, böylesine büyük bir terörün ortasında alınan mutlu haberlerin sadece sonucu mutlu; süreçse gözyaşı dolu, tüyler ürpetici.

IŞİD işgalinden kurtulan Tabkalı kadınların mutlulukları gözlerinden okunuyor, anlattıklarıysa kalpleri dağlayan cinsten.

IŞİD esaretinden kurtulan sivil kadınlarla röportaj

Eşini Halep'te kaybeden, 6 kız çocuğu annesi Fatima Abdullah'ın röportajdaki sözlerini hiç dokunmadan paylaşalım:

''Yaptıkları ve uyguladıkları şeyleri bize dayandırıyorlardı. Bu şekilde kültürümüz asimile ediliyordu. Arap kültürü ya da İslam bu değildir. Kadına yaşamı yasaklayan bir anlayış, hiç kimseye bir şey veremez. Onlar neredeyse kültürümüzü yok edeceklerdi.

Çocuklarımızı birer ölüm makinesine dönüştürmeye çalıştılar. Bunu kabul etmeyen gençlerin kentin en işlek yerlerinde ya kafaları kesiliyordu ya da gençler çeşitli şekillerde infaz ediliyordu. En son kendilerine katılmadıkları için 17 genci kent merkezinde kurşuna dizdiler. Günlerce cenazeleri ortalıkta kaldı. Kimsenin yaklaşmasına izin vermediler. Bu gençlerin çoğu da DSG’ye (Demokratik Suriye Güçleri) karşı savaşmadıkları için öldürüldüler. Benim bir amcamın oğlu da onlara karşı çıktığı için şimdi ortalıkta yok. Yaklaşık 5 aydır hiçbir haber alamıyoruz.''

Ve ekliyor Fatima Abdullah: ''Özgürlüğün kapısı aralandı. Yeniden yaşama döndük. Zulüm ve korku günleri bitti.''

Kurtuluşun ardından mutluluğunu gazeteci ile paylaşan bir başka Tabkalı kadın ise Emine Salih:

''Çok zulüm gördük, çok acık çektik. Bunun sevinci ile çok bir şeyi söyleyemiyorum. Onlardan dolayı hem eşim hem de çocuklarım sürgün oldular. Yıllardır onları göremiyoruz. Buradan onlara sesleniyorum. Artık özgürüz. Çetelerden kurtulduk. Şimdi buradan size selam bile gönderiyoruz. Bir an önce gelin. Artık korkmayın. Biz de korkmuyoruz.''


Henüz 28 yaşındaki Esma Mihemed'in anlattıkları da bir başka çarpıcı. IŞİD varken dışarı çıkamadıklarını, dışarı çıkanların başına mutlaka bir şeyler geldiğini, bu şekilde birçok kadının ortalıktan kaybolduğunu anlatan Esma Mihemed, sözlerine şöyle devam ediyor;

''Akıbetleri bir daha bilinmiyordu. Biz bunu yaşamamak için evde hapis olmayı kabul ettik. Şu anda gördüğünüz gibi DSG geldikten sonra renkli elbiseler giymeye başladık.

Cezalandırma uygulamalarını toplu bir şekilde yapıyorlardı. Bunu yapmadan önce kent içinde anonslar yapıyorlardı. Herkesin gitmesi zorunluydu. Gitmeyen de cezalandırılıyordu. Onun için anlatmak istemiyoruz ama birçok insanlık dışı katliamlara tanıklık ettik. Gözlerimizin önünde insanların kafalarını kesiyorlardı. Ve dünyaya da sanki bu bizim kültürümüzde varmış gibi meşru göstermeye çalışıyorlardı. Bu doğru değil. Biz böyle bir kültüre sahip değiliz.''

Artık her isteyen kafasına göre araç alıp satamayacak


İkinci el araçların satışına ilişkin yeni düzenlemeler yolda. Artık her isteyen kafasına göre araç alıp satamayacak. Yetki belgesi, taşıt teslim belgesi, ekspertiz raporu şartları aranacak.

Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci 2. el araç satışlarına ilişkin bir açıklama yaptı. Artık her isteyen kafasına göre araç alıp satamayacak.

Yıl içinde bireysel olarak ancak 3 araç satılabilecek. Eğer bunun üzerinde satış varsa ticari boyut kazandığı varsayılacak, yaptırımlar uygulanacak. Bu işin ticareti ile uğraşmak için de belli kriterler olacak. Yetki belgesi, taşıt teslim belgesi, şartları aranacak.

Ayrıca 8 yaş ya da 160 bin km altındaki ikinci el taşıtlar için satıcı işletme önceden ekspertiz raporu almak  ve satış sırasında bir nüshasını alıcıya teslim etmek zorunda.  

Motor ve şanzıman gibi parçaların satış tarihinden itibaren 5 bin kilometre veya 3 ay süreyle geçerli olacak şekilde garanti verme de artık şartlar arasında.

Açık oto pazarlarda hoparlör, aydınlatma sistemi, güvenlik kamerası, ibadet yerleri bulunması da zorunlu olacak.

Yüzyıllardır sönmeyen Yanartaş'ın sırrı çözüldü!


Antalya'nın Kemer İlçesi'ne bağlı tatil cenneti Çıralı, sahile çok yakın bir bölgede kayalıklar arasından sızan metan gazının yüzeyde hiç sönmeden yüzyıllardır yanmasıyla da meşhur.

Her yıl yerli ve yabancı binlerce ziyaretçinin akınına uğrayan ve yeraltından sızan gazın birçok noktada yüzeyde alev alev yandığı Yanartaş'ın, Chimera olarak adlandırılan mitolojik bir canavarın ağzından çıkan alevler olduğu da hikaye ediliyor. Asırlardır sönmeyen bu ateşin sırrını çözmek için hem yurtiçi hem yurtdışından bilim insanları bölgede araştırma ve inceleme çalışmalarını sürdürüyor.

Bölgede incelemeler yapan Süleyman Demirel Üniversitesi Mühendislik Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Fuzuli Yağmurlu, Chimera'nın kendiliğinden yanan ateş anlamında antik dönemlerden beri bilinen bir bölge olduğunu ve kutsal kabul edildiğini söyledi. Kendiliğinden yanan ateşin doğalgaz sızıntısı sonucu meydana geldiğini belirten Prof. Dr. Yağmurlu, “Bu bölgede doğalgaz emaresi varmış ve antik dönemlerde yıldırımların, şimşeklerin etkisiyle belki o dönemlerdeki insanların etkisiyle yanmaya başlamış. Tabi bu ateş bu bölgede çok önemli bir doğalgaz sızıntısının olduğunu gösteriyor. Bu, büyük olasılıkla yer altındaki bir doğalgaz yatağından yeryüzüne sızan gazın oluşturduğu bir sızıntı. Yer altındaki doğalgaz, basınçlı halde yatağından kayaların çatlakları boyunca sızarak yüzeye kadar ulaşıyor. Bu şekilde ateş olarak görebiliyoruz" diye konuştu.

DOĞU Akdeniz DOĞALGAZ YATAKLARIYLA BAĞLANTILI

Bu bölgedeki doğalgazın tek bir noktadan çıkmadığına işaret eden Prof. Dr. Yağmurlu, bulduğu bütün zayıf yüzeylerden çıktığını ve Çıralı bölgesinde 15-20 tane buna benzer sürekli kendiliğinden yanan doğalgaz çıkışları olduğunu söyledi. Doğalgaz çıkışlarının jeolojik olarak çok önemli olduğuna işaret eden Prof. Dr. Yağmurlu, şöyle konuştu:

“Doğu Akdeniz'in jeolojik yapısı içindeki konumu da çok önemli. Çünkü Doğu Akdeniz'de Kıbrıs'ın güneyinde İsrail, Levante havzası olarak isimlendirdiğimiz havza içerisinde son yıllarda doğalgaz yatakları buldu. Bu doğalgaz yatakları bulunduktan sonra tabi Doğu Akdeniz bölgesinin önemi doğalgaz ve petrol açısından daha da arttı. Çıralı bölgesindeki doğalgazı da bu açıdan ele almaya çalıştık. Çünkü finike- Kaş Kasaba Havzası olarak bildiğimiz Çıralı havzasındaki doğalgaz, Ters Yer Havzası ile bağlantılı. Çıralı yöresindeki doğalgazın kökeninin, Kaş Kasaba Finike Havzası'nı dolduran Ters Yer Havzası'nın tortuları olduğunu düşünüyoruz. Çünkü buradaki Antalya ofiyolitleri (yeşil kaya topluluğu), Finike-Kaş Kasaba Havzası'ndaki Ters Yer Havzası tortuları üzerinde bindirilmiş olarak bulunuyor. Bu doğalgaz da ofiyolitin içerisinden çıkıyor."

ÇIRALI'NIN GÜNEYİNDE DENİZDE DE DOĞALGAZ VAR

Çıralı'nın güneyindeki bölgelerde çamur volkanları olduğunu da anlatan Prof. Dr. Yağmurlu, “Bunun oluşu da Çıralı'dakine benzer doğalgaz çıkışlarının, Çıralı'nın güneyinde Akdeniz'in dibinde çıktığını da gösteriyor. Yani deniz tabanında da doğalgaz çıkışları var. Bunu da bu bölgedeki doğalgaz çıkışının varlığını simgeleyen önemli veriler olarak değerlendirmek mümkün. Kaş'ın ve Finike'nin güneyinde ayrıntılı jeoloji ve jeofizik çalışmaları yapmak önemli. Bundan sonra daha da büyük önem kazanıyor. Hem karada hem denizde doğalgaz aramalarına ağırlık vermemiz gerekiyor. Türkiye'nin enerji ihtiyacını hızlı biçimde karşılayabilmek ve doğalgaz açısından dışa bağımlılığını azaltmak için bu çalışmalara yoğunluk vermek son derece yararlı. Karada ve denizde çalışmalar yapıldı. Böyle bir çalışmada biz de elimizden geleni yapabiliriz" diye konuştu.

İTALYANLAR DA ÇOK ÖNEMLİ BULGULAR ELDE ETTİ

Diğer yandan, durmaksızın yanan ve 'Olimpos'un Ateşi' olarak da bilinen bu ateşin sırrını çözmek için Roma'da bulunan Ulusal Jeofizik ve Volkanoloji Enstitüsü'nden Giuseppe Etiope de Romanya'nın Cluj-Napoca kentindeki Babes-Bolyai Üniversitesi'nden Artur Ionescu ile birlikte bir çalışma yaptı. Kayalıklar arasında birçok noktada yanan gazın metan olduğu, ancak bu metanın nereden geldiğinin bilinmediğine ilişkin bilimsel çalışmaya dair yurtdışında bir makale de yayımlandı.

Geofluids dergisinde yayımlanan makalede, Yanartaş'ta yüzeyin hemen altında bulunan ve çok nadir bulunan elementlerden olan rutenyumun metan için bir katalizör etkiye sahip olduğu anlatıldı. Yanartaş'taki sıcaklıkların rutenyum katalizörlüğündeki metanın oluşabilmesi için yeterli olduğu belirtilen makalede, işlenmemiş rutenyumun böyle bir katalizör etkisi gösterebileceğinin de ilk defa doğrulandığı, bunun da dünyanın herhangi bir yerinde ciddi miktarda abiyotik metan olabileceği anlamına geldiği kaydedildi. Etiope makalesinde, “Yeni bir hidrokarbon kaynağının önünü açmış olabiliriz" dedi.

TÜRKLER İLGİ GÖSTERMİYOR

Doğa Koruma ve Milli Parklar Antalya Şube Müdürlüğü'ne bağlı Yanartaş'ın girişini 5 yıldır işleten Ahmet Coşkun ise Fethiye'den başlayıp Antalya'ya kadar süren tarihi Likya Yolu üzerindeki Yanartaş'la ilgili bölgede bilim adamlarının sürekli inceleme ve ölçüm yaptığını anlattı.

İlk olimpiyat ateşi denilerek geçen yıl Soçi'de düzenlenen olimpiyatlara buradan sembolik ateş götürüldüğünü de belirten Coşkun, “Türkler pek bilmiyor ama yabancılar geliyor. İtalyan, İngiliz, Alman, Rus çok sayıda ülkeden ziyaretçi var" dedi.

Ulaştırma Bakanı: Wikipedia doğru bilgiyi koysun, yayına izin verelim



Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, dünyanın en büyük internet ansiklopedisi Wikipedia'ya erişime izin verilmesi için "yanlış bilgileri" kaldırması gerektiğini söyledi.

NTV'nin canlı yayınına katılan Arslan, "Türkiye'nin özellikle terör örgütleriyle birlikte anılıyor olması, 'Terör örgütlerine destek veriyor' görüntüsünün kendi yayınlarında özellikle taraflı olarak veriliyor olması bizi çok rahatsız ediyor" dedi ve Wikipedia'ya erişimin yasaklanmasına giden süreci şöyle anlattı:

"Wikipedia'nın editörleri vardı. Editörler, yanlış bilgileri düzeltiyordu. Önce editörleri engellediler. Dolayısıyla biz doğru bilgileri gönderdik. Hem bizim gönderdiğimiz bilgileri koymadılar hem yanlış bilgileri kaldırmadılar. Böyle olunca mahkeme marifetiyle yasaklama kararı alındı ve yasaklama kararı uygulanıyor. Görüşmeleri devam ettiriyoruz. Tamam, şu an bir mahkeme var; ancak bu hatayı düzeltin, doğru bilgileri koyun ve biz de yayınlarınıza izin verelim."

Arslan ayrıca Wikipedia'nın Türkiye'de temsilcilik açması ve vergi vermeye başlaması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Wikipedia'nın tüm dillerdeki versiyonlarına Türkiye'den Nisan ayı sonunda erişim yasağı getirilmişti. Yasağın gerekçesinin "bazı terör örgütleriyle Türkiye'yi ilişkilendiren içerikler olduğu belirtilmişti.

Wikipedia, yasağın kaldırılması için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu.


VİKİPEDİ LOGOSUNU DEĞİŞTİRDİ

Wikipedia'nın Türkçe sitesi Vikipedi ise Türkiye'deki yasak kararına tepki olarak logosunun üzerine sansür bandı çekti.